Yayınevi Emekçileri Kolektifi

Yayınevi Emekçileri İçin İşe Dayalı Sözleşme Önerileri

Yayınevi Emekçileri Kolektifi olarak, yayınevlerinde hem kadrolu hem de dışarıdan çalışanların karşılaştıkları sorunları emekçilerin ekseninden değerlendirerek, çalışanların yayınevleriyle kurdukları iş ilişkisinde yararlanabilecekleri sözleşmeler hazırladık. Bu sözleşmeleri, yapılan iş üzerinden biçimlendirdik. Yayınevinde kadrolu çalışan birinden iş tanımına dahil olmayan bir iş yapması istendiğinde ya da yayınevi dışarıdan birisiyle çalışacağı zaman emekçinin, yaptığı iş karşılığında saat/birim fiyatı üzerinden hakkaniyetli bir ücret almasını, işin süresi ve yeterliliği gibi şartlar üzerinde baştan bilerek işverenle bir anlaşmaya varmasını ve emeğinin bütünlüğü üzerinde söz hakkı olabilmesini amaçlıyoruz. Bu sözleşme örnekleriyle nihai amacımız, yayınevi emekçilerinin bilinçli bir şekilde iş ilişkisine girmesi ve haklarını savunabilmesidir.

Görünmeyen Emek

Hızlı büyüyen bir sektör olmasına rağmen Türkiye’de yayıncılık alanında iş ilişkileri, ağırlıklı olarak yayınevlerinin geliştirdiği teamüllerle şekilleniyor ve bu teamüller sektör içerisinde büyük farklılıklar gösteriyor. Sektördeki işlerin büyük çoğunluğu çalışanların, iş sürekliliği ve güvencesi olmaksızın, sosyal hakları tanınmaksızın, çoğunlukla işin süresi ve ücreti üzerinde pazarlık gücü olmaksızın yayınevleriyle dışarıdan kurdukları iş ilişkileriyle gerçekleşiyor. Kadrolu çalışanlarsa, fazla iş yükü, ücretsiz mesai, mesleki hak ve sorumlulukların istismarı, mobbing gibi sorunlar yaşıyor. Telif haklarının görece yerleşmiş olması sayesinde yazar ve çevirmenler, yayınevleriyle yaptıkları telif sözleşmesiyle haklarını güvence altına alabiliyorlar. Bununla birlikte bu hakların bile ne tür uygulamalarla altının boşaltıldığını iyi biliyoruz. Çevirmen ve yazar gibi eser sahibi sayılanların dışında kalan editör, son okumacı, redaktör, illüstratör, grafik tasarımcısı ve benzeri meslekleri icra edenler, yani yayınları okur olarak gördüğümüz son haline getirenler, kurumsallaşmadan markalaşarak büyüyen bir sektörün güvencesizleri olarak sömürü politikalarına maruz kalıyor.

İdealizm Sömürüsü

Tıpkı kültür endüstrisinin diğer alanlarında olduğu gibi yayın dünyasında bu sömürü kendisini idealizm sömürüsü olarak gösteriyor. Yani kültür üretmenin herhangi bir mal ya da hizmet üretmekten daha ulvi olduğu, yayınevlerinin toplumun kültürel gelişimine katkıda bulunmak için faaliyet gösterdiği inancıyla, yani idealiyle, emekçinin, gönüllü olarak fazla çalışmaya, ücretsiz staj yapmaya, iş tanımına girsin girmesin türlü angaryalar üstlenmeye en başından razı olması ve razı olmayı sürdürmesi, işverenin de bu idealizme yaslanarak düşük ücretleri ve kötü çalışma koşullarını haklı çıkarmaya çalışmasıdır. Halihazırda, nitelikli kitap üreterek toplumun kültürel gelişimine katkıda bulunmak için fedakarlığa hazır (çoğu genç, dinamik ve eğitimli insanlardan oluşan) büyük bir işgücü, çalışma koşullarını bilmeksizin içine daldığı yayıncılık dünyasında bu idealizm sömürüsünün mağduru oluyor. Daha iyi çalışma koşulları, insanca yaşamını sürdürecek bir ücret talep ettiğinde ise kendisine, büyük bir işsiz kitlenin kendisinin yerini almak için beklediği hatırlatılıyor. Deneyim ve birikimin düşük ücretlere feda edildiği bu sömürü politikaları elbette yapılan işin niteliğini de etkiliyor.

Emeğin Sürekliliği

Yayınevleriyle çalışanların emeklerinin görülmemesinin bir başka boyutu da emeğin yaratıcı emek ve teknik emek diye ayrılmasıdır. Nasıl ki yıllar boyunca satmaya devam eden bir kitabın yazarının eseri üzerindeki maddi ve manevi haklarının sürdüğünü savunuyorsak, o kitabı okunur hale getiren, kısacası kitabın bir nihai ürün olarak ortaya çıkmasında emeği olan herkesin emeğinin sürekli olduğunu savunuyoruz. Bir başka şekilde söylersek, verilen emek üzerinden elde edilecek maddi ve manevi kazanç, o eser üzerinde çalışan kimseler arasında bölüşülmelidir. Burada belirleyici olan husus, emekçinin varolan ve devam eden haklarının korunmasıdır; bir redaktörün, editörün veya grafikerin kitabın üretim sürecine öyle ya da böyle bir katkısı vardır ve ortaya çıkacak üründen kazanç sağlandığı sürece pay alması da gayet doğal ve meşrudur.

Birlikte Mücadele

Yayınevi emekçileri olarak yukarıda resmini sunmaya çalıştığımız sorunlara dair bir dizi çalışma yaptık. İlkin, kitap üretim sürecinin aşamalarını ve iş tanımlarını oluşturmak için bir çalışma gerçekleştirdik. Yayınevlerinde iş tanımlarının belirgin olmaması nedeniyle bir yayınevinde editör olan bir emekçi, başka bir yayınevinde son okumacı ya da redaktör olabiliyor. Varolan bu karmaşa, yayınevi emekçilerinin hem iş yükünü artırıyor hem de hak gaspına yol açıyor. Bu çalışmada ortaya çıkan başlıkları tartışmaya açmak üzere Çevirmenler Meslek Birliği (ÇevBir) ile birlikte, 28 Eylül 2014 tarihinde “Sözleşme, İş Güvencesi ve Ücret Çalıştayı” başlıklı ortak bir çalıştay düzenledik. O zamana kadar hazırladığımız iş tanımlarını ve her iş için ayrı bir sözleşme oluşturulmasına dair önerilerimizi, yayınevinde çalışanlarla ve yayınevlerine dışarıdan çalışanlarla birlikte tartıştık.

Kitap üretimin çeşitli aşamalarında metin geliştirici editör, redaktör, son okumacı, kapak tasarımcısı, vs. olarak çalışanların kullanabilecekleri sözleşmeleri hazırlarken, bir yandan verilen emeğin karşılığı olan ücretlerin hesaplanmasında asgari birim önererek ücretlerin insanca yaşam koşullarına çekilmesini amaçlarken, diğer yandan da verilen emeğin karşılığı olan eserin sürekliliği boyunca emeğin sürekli olduğunu göz önünde bulundurduk. Kısacası, görünmeyen ve gaspedilen emeğin adını koyarak bunu görülür kılmayı ve emeğimizin karşılığında geçinebilmeyi talep ediyoruz. Sözleşmeleri hazırlarken, DİSK-AR’ın en son yayımlanmış geçinme raporundan yararlandık ve raporun sunduğu insanca yaşama sınırını ücretlendirmede temel aldık. Deneyimlerimize dayanarak, iş tanımlarını yaptığımız tüm işlerin, işin niteliğini düşürmeksizin günlük ortalama iş yükünü çıkararak, aylık 22 işgünü üzerinden ve günlük 8 saatten hesaplayarak, saat ve gün üzerinden asgari birim/ücreti sözleşmelerde tanımladık. Bu ücretler elbette çalışanın deneyimine ve hızına, işin ne kadar zor olup olmadığına göre değiştirilebilir asgari öneriler olarak görülmeli. Ücret ve işin süresinin belirlenmesinin dışında, işin süresinin nasıl uzatılacağı, ek iş taleplerinin koşulları, işin yayınevi tarafından yetersiz bulunması durumunda ihtilafın çözüm yollarının neler olduğu ve ayrıca çalışanın, emeğinin bütünlüğü üzerindeki hakkıyla ilgili maddeler de bulunmaktadır. Çalışanın, emeğinin hangi iş için, hangi koşullarda kullanılacağını bilme hakkı vardır ve işi alırken kabul ettiği koşullar dışında emeği kullanılamaz, kendisinden habersiz ve izinsiz şekilde üzerinde değişiklik yapılamaz.

Bazı yayınevleri, sözleşmelerde ortaya koyduğumuz koşulları çalışanlarına sağladıklarını ve bunları zaten uyguladıklarını ileri sürebilir. Yazının başında bahsettiğimiz gibi yayınevlerinin kendi oluşturdukları teamüller var, fakat bu teamüller sektör içerisinde oldukça farklılık gösteriyor. Ayrıca süre kısıtı yaşandığında, en kurumsal çalışan yayınevleri bile kendi teamüllerini ihlal edebiliyorlar. Yayınevi emekçileri olarak amacımız yayınevlerini karşımıza almak değil; biz emekçilerin yayınevleriyle iş anlaşması yaparken daha bilinçli olmasını, yaptığı anlaşmada söz hakkını daha iyi kullanabilmesini amaçlıyoruz. YEK’in hazırladığı sözleşmeleri her emekçi kendisine ve işin içeriğine göre uyarlayabilir, üzerinde değişiklik yapabilir. Tüm iş akitlerinin iki tarafı var; hangi koşullarda çalışacağımız üzerindeki söz hakkımızı birlikte kullanalım.

Yorum yaz

Foto Galeri