Yayınevi Emekçileri Kolektifi

Soma’ya çok üzülen sevgili patron(um)

soma

Biliyorum, Soma’daki maden faciası haberlerini alınca sen de çok üzüldün, şuranda bir şeyler hissettin, hemen haberleri açtın, Facebook’a girdin, oradan üzüntülerini paylaştın. Sonra başbakanın ‘fıtrat’ açıklamalarını duydun, iyice kudurdun; başbakana, AKP’ye küfretmeye başladın. Facebook’tan, Twitter’dan olayın içyüzünü anlatan, işçilerin o madende ne koşullarda çalıştığını gün yüzüne çıkartan, çocuk işçiler olduğunu iddia eden, taşeron diyen, dayıbaşı diyen haberleri paylaştın, herkes görsün istedin, böyle bir zulme sen de sessiz kalamazdın sonuçta.

Hani sen (evet sayın patronum, maalesef sizden arta kalan dünyamda ben sizinle senli benli konuşuyorum) bu duruma çok üzüldün, AKP’den bir kat daha nefret ettin ya, ben desenin bu üzüntünü ve kederini görüp iki kat daha kahroldum ve sana çaresizce yardım etmek istedim. Çünkü olayın üzerinden geçen her gün ölü sayısı artıyordu ve en son 301’e geldiğinde de senin düştüğün bu çaresiz duruma daha fazla dayanamadım ve seninle konuşmak istedim. Her zamanki gibi içine atmandan korktum biraz da. Seni toplantı odasına çekip tavsiyeler verecektim, “yapma, bu kadar üzme kendini, hayat devam ediyor, işe ver kendini, o zaman daha çabuk atlatırsın” diyecektim, senden öğrendiğim gibi, ama senin duygusal yoğunluğun karşısında ben her zamanki gibi yine “haklısınız, evet, evet, tüh, vah” diyecektim, senin bu derin acını paylaşamayacaktım. İyisi mi,hem zamanı maksimum düzeyde verimli kullanmak, hem de mesai saatleri dışında da yapabileceğim bir şey olduğu için yazarak sana yardımcı olayım dedim, sonuçta biz bir aileyiz ve kimin başı dara girerse diğerleri ona yardım etmeli, dimi?

Biliyorum, Soma’ya çok üzüldün. Samimiyetinden şüphe duymuyorum,insani bir durum söz konusu sonuçta, konu ölüm olunca herkes üzülür değil mi?Sahi ölüm demişken, hani sen klimanın periyodik bakımlarını yaptırmıyor, ofisimizin deprem yönetmeliğine uygun olup olmadığıyla ilgilenmiyor, ofiste bir yangın çıksa kim ne yapacak diye umursamıyorsun ya, biz de tıpkı Soma’da ölen işçiler gibi işyerinde ölmek, yaralanmak, hastalanmak gibi ihtimalleri umursamıyoruz. Çünkü biz de senin gibi Soma’ya çok üzüldük ve oradaki insanlara ne yapabiliriz diye konuşuyoruz kendi aramızda. Çok kızdım kendime, ya yarın öbürgün bu öngörülemez / önlenemez sebeplerden dolayı biz de yaralansak, ölsek sen ne yapardın o acıyla? Ama saçmalama dedim sonra kendime, biz ofis çalışanıyız, biz iş kazasından nasıl ölebiliriz ki? Sonra dedim ki, sevgili patronumun bu kederli durumdan kurtulabilmesi ve bu acıyı bir daha yaşamaması için biz de onun çok sevdiği işçiler olarak işyerinde ya da işyerinden kaynaklanan sebeplerle yaralanmayacak, hastalanmayacak ve ölmeyecektik. Merak etmeyin, ben ölmeyeceğim sayın patronum, 40 yaşıma geldiğimde o 100 liralık bakımları yapılmayan klimadan gelen tozlar yüzünden astımdan, kanserden ölmeyeceğim, tüm gün ucuz sandalyelerde oturup sonra sırtımın ağrısından kıvranmayacağım, bel fıtığı olmayacağım, basura yakalanmayacağım, tüm gün bilgisayara bakmaktan gözlerimin kör olmasına izin vermeyeceğim,yiyemediğim besinler, içemediğim içecekler yüzünden hastalanmayacağım, sodeksom kadar yiyecek,  aylık akbilim kadar gezeceğim, işe zamanında gelmek için koştururken arabalara çarpıp yaralanmayacağım, işyerinde daha az uyuklamak, daha dinç olmak için metrobüste oturacak yer bulmaya çalışırken arada sıkışıp kolumu, bacağımı kırmayacağım, işler yetişsin diye fazla mesai yapıp ölmeyeceğim sayın patronum, seni üzmeyeceğim. N’olur o kederli gözlerle gelme işyerine artık,hatta hiç gelme, dinlen biraz. Sen hassas birisin,  seni öldürmeyen acı güçlendirmez sayın patronum, ama merak etme beni öldürmüyorlar, güçlendiriyorlar.

Bak ne dicem, hani bazen seninle oturup yıllık izin meselesini, maaş zammını falan konuşuyoruz ya, hani sen o AKP’li tavrı takınıp da bana onlarla aynı tonda, aynı netlikte ve aynı tepeden inme sözlerle konuşuyorsun ya, o zaman çok tatlı oluyorsun, daha bir seviyorum seni. Konunun izin, maaş filan olmadığını biliyorsun zaten, o konuları aramızda hallederiz, sen sorun etme, sırf o AKP’li taklidini bir daha yapabil diye, gündelik koşturmacaların hengâmesinden birazcık olsun çıkıp neşelen diye konuşuyorum ben bunları seninle.

Neyse yarın görüşürüz canım (evet, sana bazen canım da diyorum, tamam tamam yüz verdin astarını istemicem), ben yarın sabah erkenden her zamanki yerimizde seni bekliyor olacağım, üzerimde de senin en sevdiğin mavi gömleğim ve lacivert kumaş pantolonum olacak. Sen zaten biraz geç gelirsin yine, merak etme,  sen gelene kadar ben ortalığı toparlarım.

PS:He, bu sabah poğaçalar benden bak.

@patronunuçoksevenişçi

Yorum yaz

Foto Galeri