Yayınevi Emekçileri Kolektifi

Ofis İşi Kadın İşi; Editörlük Kimin İşi?

31iunhlrjIL._SL500_BO1,204,203,200_

 

Boston Women Office Workers’ Organization’ın  (Boston Ofis Çalışanı Kadınlar Örgütü) ortaya attığı fikirle oluşan bir proje sonucunda ortaya çıkan kitap (Not Servants, Not Machines: Office Workers Speak Out),  kadınların büro işlerinde çalışırken çektiği sıkıntıları ve bu sıkıntılardan doğan örgütlenme süreçlerini söyleşi ve vakalar üzerinden anlatıyor. Biz de YEK olarak, yayıncılık işletmeleriyle ilgili olan bir bölümü yayınlıyoruz. Bugüne baktığımızda aslında Türkiye’deki yayıncılığı da çok iyi anlatan bu söyleşiler, Amerika’da oluşan örgütlenmenin başlangıcı niteliğinde.

Daha önce de söylemiştik, bıkmadan tekrar ediyoruz: Kadınlar Artık “İdare” Etmeyecekler, Dünyayı Yerinden Oynatacaklar!

 

EDİTÖR YARDIMCISI

Louise ve Elaine, yayınevlerinin editöryel departmanlarında çalışıyor. Louise yirmili yaşlarının sonunda; Elaine ise orta yaşlarında bekar bir anne. Editöryel işler yapan üniversite mezunları olarak ikisi de işini profesyonelce yapıyor.  Ancak her ikisi de diğer büro işlerinde çalışanlarla benzer sorunlardan mustaripler ve diğer pek çok yayınevi çalışanı gibi örgütlenmeye başlıyorlar.

Louis: İlk başladığımda sekreterlik işleri yaptım. İşimin diğer yarısıysa başeditörle çalışmak, metinleri okumak, arka kapak yazısı yazmak gibi şeylerdi. Üniversiteden aynı zamanda mezun olduğum erkek bir arkadaşım vardı, lisansüstü çalışmalar da yapmıştı.  O da yayıncılık işine girdi ve kapıdan adımını attığı anda yardımcı editör oldu. Kimse ona sekreterlikle ilgili bir şey sormadı. Tam olarak aynı niteliklere sahiptik.

Sekiz yıldır yayıncılık alanında çalışıyorum ve bu alanda tutunduğumu sanıyorum. Belki de yanılıyorumdur ama içimde erkeklerin yayınevine geldiklerinde gerçekten de önden gittiklerine dair bir duygu var; oysa kadınlar her şeyi zorla almak durumunda.

Kadınların uzun süreler boyunca düşük ücretlerle çalıştırılıp atıl bırakıldığını hissediyorum. Yayıncılık çekici bir endüstri. Uzun süredir iyi eğitimlerden geçip üniversitelerden gelen kadınlar var ama hiçbirinin özel bir ustalığı yok. Tabiri caizse entelektüel bir ortamda seçkinlerle dirsek temasında olmanın ne kadar da güzel olacağını düşünüyorlar. Bu yüzden de parasal hiçbir karşılık almaksızın bu işi yaptığımız gerçeğini uzun süre göz ardı ettik.

Şu anki örgütlenme sürecinin oluşumu, kadınların artık bunun bu şekilde devam etmeyeceğini kendilerine söylemeleriyle var oldu diye düşünüyorum. Artık başkalarının işini yapmaya ve takdir edilmemeye razı değiller. Bunun enflasyonla da bir ilgisi olduğunu sanıyorum. Kadınlar artık ailelerine ve kocalarına bağımlı olmak istemiyorlar. Kariyer sahibi olmak istiyorlar. İnsanların onları ciddiye almasını istiyorlar ve belki de kaale alınmadıklarını seziyorlar. İşte bütün bunlar bir araya geliyor diye düşünüyorum.

Elaine: Yönetim kadrosunun tümü erkeklerden oluşuyor. Hemen aşağıdaysa sadece kadınlar var. Kadınlar sekreter ya da daktilocu olarak geliyor. Sekreterlikten sonraki görev tanımları editöryel işlerin sekretaryası, yardımcı editör, editör yardımcısı, editör diye gidiyor.

Ücretler gerçekten de çok kötü; hiçbir maaş artışı ya da mesai ücreti olmaksızın iş baskısı ve sorumluluk duygusuyla çalışmak zorunda bırakılıyoruz –son teslim tarihini kaçırırsan şirket kapanacak. Abartılı olmasına rağmen yayıncılık da son teslim tarihleri olan işlerden. Baskı olmasının gerçek sebepleri de bu teslim tarihleri ama bunun parasal anlamda hiçbir karşılığı yok. Çok fazla mesaiye kalınıyor ama şirketin tarihinde hiçbir zaman mesai ücreti ödenmedi. İnsanlar bazen bir ya da birkaç hafta boyunca haftada seksen saat çalışıyor ve şirketin uygun gördüğü ücretten başka bir şey almıyorlar –mesai dışı çalışma saatlerinin telafisi bir yıl sonra ya da gelecek yaz sağlanıyor.

Şirket sürekli şöyle notlar gönderiyor: “Biz dokuzdan beşe kadar çalışıyoruz.” Ve “Size öğle yemeği için nerede toplanmanız gerektiğini söylemiyoruz; istediğiniz yerde yiyebilirsiniz. Ya saat on ikide ya da birde öğle yemeği için toplanabilirsiniz.” Bunu yapmaları için hiçbir sebepleri yok. İnsanlar buna pek aldırmıyor ama bu onlar üzerinde kırıcı bir etki de bırakıyor.

Yayınevinde daha uzun süre kalan insanlar daha çok acı çekiyor diye düşünüyorum. On beş yıldır çalışan, işini çok iyi yapan, tüm zamanını ve enerjisini bu işe adayan editör bir kadın düşünün. Bir ders kitabı hazırlarken malzemesinin çoğunu kendimiz yazıyoruz. Hikayeler yazıyoruz, öğretmenler için kılavuzlar yazıyoruz. Gerçekten de fikir üretip tasarlamak zorundasın. Yani bu kadın bu işi on beş yıl boyunca yapıyor. Sonra bir anda fark ediyor ki aldığı ücret, onunla aynı yaşta ve deneyimde olan bir erkeğin aldığı ücretle karşılaştırılamaz durumda.

Editöryel işleri seviyorum, sorumluluk almayı da seviyorum. Ama bu sorumluluğun da karşılığının ödenmesini istiyorum.

Şuradan alınmıştır: Tepperman, Jean, Not Servants, Not Machines, Beacon Press, 1976.

Yorum yaz

Foto Galeri