Yayınevi Emekçileri Kolektifi

Korsanları Tanıyoruz, Peki Kaçakçılar Kim?

Yayıncılık Sektörünün Dillendirmediği Gerçek: Kaçak Yayın

Yayıncılık sektöründe genel bir kabul var: Korsan kitap çoğaltmak ve satmak yani korsan yayıncılık adi, etik dışı bir suçtur. Suç olması yasalara dayanır, adiliği ve etik dışılığı ise kitap üretiminde yer alan hak ve emek sahiplerinin emeklerinin çalınmasına. YAYFED gibi meslek birliklerinin ve diğer alan örgütlenmelerinin korsan yayıncılığa karşı son yıllarda yürüttükleri mücadele ve bilinçlendirme kampanyalarında döne döne vurguladıkları temel gerçek şudur: Korsan yayıncılık emek hırsızlığıdır!

Peki ya kaçak yayın? İlginçtir, emek hırsızlığının bir diğer türünü tarif eden ve yayıncılık sektörünü en az korsan yayıncılık kadar ilgilendiren bu kavram çoğumuza yabancı. YAYBİR’in sitesinde yer alan tanım şöyle: “Kaçak yayın: Bir yayınevinin, aralarında bir sözleşme bulunan çevirmenden, yazardan veya eserin malî hak sahibinden izinsiz olarak bir eseri çoğaltmasına verilen isimdir. 3.000 adet basılacağı söylenen bir kitabın 10.000 adet basılması bu suça örnektir. Burada ‘Özel Hukuk’ alanında sözleşme taraflarından birinin diğeri aleyhine sözleşme hükümlerini ihlal etmesi söz konusudur. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda hak sahibinin şahsî takibini gerektiren ihlaller kapsamında ele alınmıştır.”

Aynı tanıma yayınevlerin ve yayıncıların örgütlendiği meslek birliklerinin, derneklerin ve diğer yapıların web sayfalarında da rastlayabiliyoruz. Ama o kadar. Ne bununla ilgili bir yazı, ne buna karşı bir mücadele çağrısı, ne de bir bilinçlendirme çalışması var. Eh, tanımda da vurgulandığı gibi, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda hak sahibinin şahsi takibini gerektiren ihlaller kapsamında ele alınan bir suçtur kaçak yayıncılık.

Peki, yasanın suçu bu kapsamda tarif etmesi, yayınevlerinin ortak bir sorunu olmadığı anlamına mı geliyor? Görünen o ki, böyle davranmak yayınevlerinin işine geliyor. Birincisi, kaçak yayın onların çıkarlarını tehdit etmiyor. İkincisi, bu suçu işleyen ve bu yolla çıkar elde eden kendileri.

Kendileri derken, hepsi değil tabii. Ama bu kaçak yayıncılığın göz ardı edilemeyecek denli yaygın bir uygulama olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Yalnızca merdiven altı yayıncılık yapan değil, adı sanı bilinen, korsan yayıncılığa karşı mücadele söz konusu olduğunda çok atılgan olan nice yayınevinin yazarından, çizerinden, çevirmeninden, grafik tasarımcısından gerçek baskı sayılarını sakladıklarını; tam da tanımda belirtildiği gibi 3 bin basıyorum derken 10 bin bastıklarını; eser ve emek sahiplerine ödemeleri gereken telif ve ücretleri gasp ederken kârlarına kâr kattıklarını sık sık duyuyor, buna şahit oluyor, bizzat yaşıyoruz.

Durum buyken, özellikle bu adi ve etik dışı yola başvurmayan yayınevlerinin (ve gerçek baskı sayılarının saklanmasından doğrudan etkilenen telif ajanslarının) sessizliğini anlamak zor. Çünkü dürüst, şeffaf yayıncılık her şeyden önce dürüst ve şeffaf olmayan yayıncılıkla araya mesafe koymayı gerektirir. Bugün birçok yazar, çizer, çevirmen, grafik tasarımcı, editör yaygın kaçak yayın uygulaması yüzünden bir bütün olarak yayınevlerine karşı bir güven bunalımı yaşıyor; hangi yayınevine inanıp hangisine inanmayacağını bilmiyor. Hak aramaya kalktığında/kalkmayı aklından geçirdiğinde de kendini yalnız hissediyor. O kadar ki, çoğunlukla “şahsi takip gerektiren” hukuksal yola bile başvurmuyor.

Böylece asıl sorunumuza da gelmiş bulunuyoruz. Yayınevleri cephesinde kaçak yayıncılık sessizlikle karşılanıyorken, benzer bir sessizlik çevirmen, yazar, çizer, editör gibi çeşitli yayınevi emekçileri gruplarını kapsayan alan örgütleri cephesinde de var. Oysa kaçak yayıncılık, yayınevi sahiplerinin aksine bu yapılarda örgütlenmiş olan ya da bu yapıların ulaşmaya çalıştığı yayınevi emekçilerinin çıkarlarını birinci dereceden ilgilendiriyor, tehdit ediyor.

Yayınevlerinden etik dışı, adi suçlar ve emek hırsızlığı konusunda tutarlılık beklemek, bu tutarlılığın olmadığı yerde de ikiyüzlülüğü teşhir etmek ile sorunun her şeyden önce bizim, yani yayınevi emekçilerinin sorunu olduğunu görmek ayrı şeylerdir.

Korsan yayıncılığa karşı, kendi çıkarları çerçevesinde birleşip mücadele eden ve tüm topluma/kamuoyuna dönük etkili bir bilinçlendirme faaliyeti yürüten yayınevlerini ve onların meslek birliklerini bu noktada örnek almak hiç de yanlış olmaz.

Evet, kaçak yayın konusunda tam da bunu yapmamız, yani başta YEK, alanda faaliyet gösteren emekten yana tüm alan ve meslek örgütleri olarak bir araya gelmemiz, sorunu ve çözüm yollarını tartışmamız, ortak bir mücadele hattı belirlememiz gerekiyor.

Sorunun bir ayağı kaçak yayının belirlenmesi. Çözümü aslında çok basit: Şeffaflık! Yayınevlerinin aldıkları bandroller kayıt altına alınıyor. Bu kayıtların tümü herkese ulaşılabilir olduğu zaman kaçak yayının saptanması da olanaklı hale geliyor. Aldığımız duyum yanlış değilse, YAYFED önümüzdeki dönem yalnızca eser üzerinde hak sahiplerinin, yalnızca üzerinde hak sahibi oldukları eserlerin bandrol bilgisine ulaşmasını mümkün kılan bir uygulamayı devreye sokmayı planlıyor. Ancak bu kaçak yayının saptanabilmesi için yeterli değil. Kaçak yayınlar başka kitaplara ya da önceki baskılara ait bandroller taşıyabildiği gibi, aradaki tutarsızlığı saptamanın tek yolu yayınevlerinin aldıkları tüm bandrollerin bilgisine erişebilmekten ve bilginin karşılaştırılabilmesinden, yani tam anlamıyla şeffaflıktan geçiyor.

YAYFED’in girişimindeki iyi niyeti görmek, ama girişimin iyi niyetli, işlevsiz bir çaba olarak kalmaması için uygulamanın YEK, ÇEVBİR, Editörler Platformu, Yazarlar Sendikası gibi alan ve meslek örgütlenmelerinin görüşleri ışığında genişletilmesini istemek, bu doğrultuda YAYFED’le iletişime geçmek yapılabilecek ilk şeylerden biri.

Kaçak yayın konusunda toplumda duyarlılık ve kamuoyu oluşturmak, hemen harekete geçilmesi gereken diğer bir nokta. YEK olarak başlangıcı bu yazıyla yapıyoruz. Tüm destekçi, takipçi ve okurlarımızdan da destek bekliyoruz. Yayıncılık sektöründe kaçak yayıncılığını varlığını, ne anlama geldiğini duyuralım, teşhir edelim. Bu konuyu tartışmak ve neler yapabileceğimizi kararlaştırmak için haberleşelim, bir araya gelelim.

Geldik en önemli noktaya: Korsan yayıncılık kadar adi ve etik dışı, aynı zamanda onun kadar organize yürütülen kaçak yayın suçunu hak sahibinin şahsi takibini gerektiren ihlaller kapsamından çıkarmak. Yasa böyle tarif ediyor olabilir. Ancak yayınevi emekçilerinin çıkarları bu hak ihlallerini düpedüz emek hırsızlığı, dolayısıyla da hepimizin ortak sorunu olarak ele almamızı gerektiriyor. Birimize karşı işlenen suça yekten karşı koymazsak sıranın hepimize geleceği artık yayın sektöründe çalışan emekçiler için (de) sır değil.

Kısacası YEK, kaçak yayın yoluyla emeği çalınan, bundan şüphelenen ama yalnızlığa (şahsi takibe) mahkûm edilmeyi kabul etmeyen herkes için bir başvuru adresi. Sözünü ettiğimiz yalnızca ya da öncelikle hukuki destek değil. Sözünü ettiğimiz hukuki desteği de kapsayan emekçi dayanışması; yani şahit olduğumuz, bize ulaşan tüm somut kaçak yayın vakalarında yekten emekçiden yana taraf tutmamız, omuz omuza emek mücadelesini yükseltmemiz!

1 Yorum - “Korsanları Tanıyoruz, Peki Kaçakçılar Kim?”

  1. Mehmet Moralı

    bütün bandrol bilgilerine, eser sahibi meslek birliklerinin de (ÇEVBİR, BESAM, EDİSAM, İLESAM) kısıtlama olmaksızın erişebilmeleri gerektiğini baştan beri söylüyoruz, inşallah günün birinde sesimizi duyurabileceğiz. Bu yukarıda anılanların yanında, intihal gibi birçok başka ihlalin önlenmesi için de gerekli.

Yorum yaz

Foto Galeri